1. Öntuğ: Şecerenameler sanayinin Uşak’ta derin köklere dayandığını gösteriyor
  2. Çöp depolama alanına konut yapılacağı iddiası doğru mu?
  3. Demir: Bu şehirde yaşayan herkes bu şehri sahiplenmeli
  4. Liyakatsizliğe de level atlatan kifayetsiz muhterisler
  5. Duygu: Daha iyi bir şehir yönetimi için istişare kanalı açık olmalı
  6. Bu şehrin senin gibi abilere ihtiyacı var
  7. Uşak Şehir Dergisi 24. Sayı
  8. Savaş: Üniversite ve şehir işbirliği için tek yürek olmalıyız
  9. Soytarıyı gazeteciden ayırabilmektir önemli olan…
  10. Turan: Şehirlere mutlaka kadın eli değmeli
  11. Ne olacak bu UMPAŞ’ın hali?
  12. Savaş: Şehir olarak en büyük problemimiz planlama
  13. Her yeni müze, hafızamıza ve geleceğimize yapılan en büyük yatırımdır
  14. Altay: “Geri dönüşüm şehri” yeni çıkış noktamız ve tanıtım sloganımız olmalı
  15. Zafer Yolu Projesi, bölgesel birlikteliğimize destek olacak
  16. Samancı: Yanlış olana itiraz ediyor, doğru bulduğumuza destek veriyoruz
  17. Zaferler, sahip çıkıp aktarabildiğimiz sürece anlamlıdır
  18. Çakın: Ortak akılla birlikte yürümeye çaba sarf ediyoruz
  19. Var mısınız; yeni yılda yenilenmeye ve tazelenmeye?
  20. Şehre dair hikâyesi olan herkesi dinlemeye hazırız!
  21. Fırsat eşitliği diye çıktı, fırsat eşitsizliğine döndü
  22. Sevilip emek verilen her iş, şehri dünyaya açar
  23. Otel olayında kamu menfaati şahsi menfaate feda edilmiş
  24. Şehre dair rüyalarımız da güzeldir bizim
  25. Yaptığınız işteki başarı gösterir şehre olan sevdanızı
  26. Uşaklı ne istiyor ve neyi destekliyor?
  27. Kazanılan başarı şehir adına bizleri umutlandırdı
  28. Sorunun değil, çözümün parçası olmak hedefimiz
  29. Şehrin derdinden şehrin insanı anlar
  30. Şehre DEVA olabilecek mi konuşulan isimler?
  31. Konuşabilmek gelişmenin ön şartı değil midir?
  32. Uşak’ın nesi meşhur? Daha doğrusu meşhur mu?
  33. Şehre olan sevdamızdır bizi bu yola çıkaran
  34. Anlayabildiğimiz ölçüde olacak, Ramazan ayından kazancımız
  35. İşimiz deveye hendek atlatmaktan zor
  36. Kent konseyi bugün çalışmayacaksa ne zaman çalışacak?
  37. Coronanın unutulan vefalı kahramanları
  38. Yine yaptığı iyiliklerle hatırlanacak bu şehir
  39. İyilik yap iyilik bul
  40. Hepimize düşen aklıselim davranmak…
  41. Gürültü kirliliği bu yaz da kaderimiz olmasın
  42. UMPAŞ’ta en kötü senaryo gündemde
  43. Şehrin birlik fotoğrafında eksiklik yok mu?
  44. Yatırım şehri nasıl oldu da faize yöneldi?
  45. Sahi siz bu şehri seviyor musunuz?
  46. Önce alamet-i farikamızı belirlemede birlik olalım
  47. Birlik olmamız zor ama imkânsız değil
  48. Şehirden özür dileyebilmek de bir icraattır!
Perşembe, Ekim 29, 2020
  1. Öntuğ: Şecerenameler sanayinin Uşak’ta derin köklere dayandığını gösteriyor
  2. Çöp depolama alanına konut yapılacağı iddiası doğru mu?
  3. Demir: Bu şehirde yaşayan herkes bu şehri sahiplenmeli
  4. Liyakatsizliğe de level atlatan kifayetsiz muhterisler
  5. Duygu: Daha iyi bir şehir yönetimi için istişare kanalı açık olmalı
  6. Bu şehrin senin gibi abilere ihtiyacı var
  7. Uşak Şehir Dergisi 24. Sayı
  8. Savaş: Üniversite ve şehir işbirliği için tek yürek olmalıyız
  9. Soytarıyı gazeteciden ayırabilmektir önemli olan…
  10. Turan: Şehirlere mutlaka kadın eli değmeli
  11. Ne olacak bu UMPAŞ’ın hali?
  12. Savaş: Şehir olarak en büyük problemimiz planlama
  13. Her yeni müze, hafızamıza ve geleceğimize yapılan en büyük yatırımdır
  14. Altay: “Geri dönüşüm şehri” yeni çıkış noktamız ve tanıtım sloganımız olmalı
  15. Zafer Yolu Projesi, bölgesel birlikteliğimize destek olacak
  16. Samancı: Yanlış olana itiraz ediyor, doğru bulduğumuza destek veriyoruz
  17. Zaferler, sahip çıkıp aktarabildiğimiz sürece anlamlıdır
  18. Çakın: Ortak akılla birlikte yürümeye çaba sarf ediyoruz
  19. Var mısınız; yeni yılda yenilenmeye ve tazelenmeye?
  20. Şehre dair hikâyesi olan herkesi dinlemeye hazırız!
  21. Fırsat eşitliği diye çıktı, fırsat eşitsizliğine döndü
  22. Sevilip emek verilen her iş, şehri dünyaya açar
  23. Otel olayında kamu menfaati şahsi menfaate feda edilmiş
  24. Şehre dair rüyalarımız da güzeldir bizim
  25. Yaptığınız işteki başarı gösterir şehre olan sevdanızı
  26. Uşaklı ne istiyor ve neyi destekliyor?
  27. Kazanılan başarı şehir adına bizleri umutlandırdı
  28. Sorunun değil, çözümün parçası olmak hedefimiz
  29. Şehrin derdinden şehrin insanı anlar
  30. Şehre DEVA olabilecek mi konuşulan isimler?
  31. Konuşabilmek gelişmenin ön şartı değil midir?
  32. Uşak’ın nesi meşhur? Daha doğrusu meşhur mu?
  33. Şehre olan sevdamızdır bizi bu yola çıkaran
  34. Anlayabildiğimiz ölçüde olacak, Ramazan ayından kazancımız
  35. İşimiz deveye hendek atlatmaktan zor
  36. Kent konseyi bugün çalışmayacaksa ne zaman çalışacak?
  37. Coronanın unutulan vefalı kahramanları
  38. Yine yaptığı iyiliklerle hatırlanacak bu şehir
  39. İyilik yap iyilik bul
  40. Hepimize düşen aklıselim davranmak…
  41. Gürültü kirliliği bu yaz da kaderimiz olmasın
  42. UMPAŞ’ta en kötü senaryo gündemde
  43. Şehrin birlik fotoğrafında eksiklik yok mu?
  44. Yatırım şehri nasıl oldu da faize yöneldi?
  45. Sahi siz bu şehri seviyor musunuz?
  46. Önce alamet-i farikamızı belirlemede birlik olalım
  47. Birlik olmamız zor ama imkânsız değil
  48. Şehirden özür dileyebilmek de bir icraattır!
Savaş: Üniversite ve şehir işbirliği için tek yürek olmalıyız

Savaş: Üniversite ve şehir işbirliği için tek yürek olmalıyız

“Şehir Konuşmaları”nda İbrahim Ethem Karahan’ın sorularını cevaplayan Uşak Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ekrem Savaş “Bilim en büyük hazine, onu elde edebilmek için yapmanız gereken tek şey çok çalışmak” dedi. Üniversite ile şehir ve sanayici işbirliğini hedeflediklerini belirten Savaş, bunu başarmak için de sanayici, bürokrat ve siyasilerin tek yürek olmaları ve bu meselenin sahiplenilmesi gerektiğini vurguladı.

 

Uşak Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Ekrem Savaş Hocamızla yaptığımız konuşmayı istifadenize sunuyoruz:

“Şehir Konuşmaları”nda beş haftayı geride bıraktık, geçtiğimiz haftalarda şehrin idari, siyasi, mimari ve ekonomik bileşenlerinin üst düzey yetkililerini misafir ettik. Yapılan konuşmalar gayet verimli geçti ve şehre dair yeni fikirlerin ortaya çıkmasına vesile oldu. Bu hafta da şehrin en önemli bileşeni olan, şehrin hem kültürel hem sosyal hem de ekonomik alanda gelişmesine büyük katkı sağlayan üniversitemizin en üst düzey yetkilisini misafir ediyoruz. Bugünkü misafirimiz Uşak Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sayın Ekrem Savaş.

Uşak’ta ilk üniversite girişimi 1970’li yıllarda başlamış ve o dönem öğretmen okulu kurulmuş. O günden 2006 yılına kadar farklı illere bağlı olarak devam etmişiz. 2006 yılında kendi markamızla eğitim-öğretim faaliyetine başlayan Uşak Üniversitesi, bugün 30 bine yaklaşan öğrencisi, 800’e yakın akademisyeni, birçok fakültesi, meslek yüksekokulu, araştırma merkezi ve enstitüsü ile şehir için büyük bir değer. İnşallah bugün sizinle üniversitemizin mevcut durumunu, geleceğe yönelik planlarınızı, şehirle bütünleşmesinin ayrıntılarını ve daha fazlasını ile konuşacağız.

Rektör Hocam “Şehir Konuşmaları”na hoş geldiniz.

Hoş bulduk İbrahim Bey

Müsaadenizle sorularıma başlamak istiyorum.

Hocam siz Uşaklı hemşerimizsiniz, aslında bu durum üniversitemiz ve şehrimiz için büyük bir şans. Programımıza hazırlanırken tekrar bakma fırsatımız oldu, başarılarla dolu bir özgeçmişiniz var, hem şehrimizi hem de ülkemizi birçok defa başarıyla temsil etmişsiniz. Bunların dışında bize kendinizi, Ekrem Savaş’ı nasıl anlatırsınız?

Uşak’ta eksikliği hissedilen yeni bir mecrayı, böyle bir programı düzenlemiş olmanız dikkat çekici… Bu tür programlar kendimizi şehir insanına ve diğer şehrin insanlarına anlatabilme adına bir hayli önem arz ediyor, tebrik ediyorum sizleri.

Ben doğma büyüme Uşaklıyım, Yörük bir aileden gelmişim. Dedemin annesi gelin gelirken, babası 500 keçi vermiş çeyiz olarak, böyle bir aileden geliyorum. Hayat hikâyem de aynı filmlerdeki gibi geçmiş, Yörük filmleri olur ya… Doğumum çok farklıdır.  Yörük aileler yerleşik hayat sürmezler biliyorsunuz, genelde kıl çadırlarda dururlar, yazın ve kışın yer değiştirirler.

Babamlar beş kardeş, iki kız üç oğlan. Köydeki evimiz hala duruyor, geniş bir ev, her odada bir gelin. Sofranın ortak kurulduğu ve israfın olmadığı güzel bir dönem. Dedem ve babamlar hayvanların başında, ebem ve annem de genelde ev işleri ile meşguller. Annem gayet genç bir kadın, ilk çocuğu çok küçük yaşta vefat etmiş, ben ilk çocuğum. Annem bana hamile, sancısı giriyor ve çadırda tek başına beni dünyaya getiriyor, bulduğu bir bıçakla da bizim göbek bağımızı kesiyor. Dünyaya gelişimin böyle bir hikayesi var.

Ben ilkokulu ve ortaokulu şu an Atatürk Anadolu Lisesi olan Merkez Lisesi, o zamanlar Merkez İlkokulu ve Ortaokulu idi, orada okudum. Liseyi de Uşak Lisesi’nde okudum, 1974-1975 yılında mezun oldum. Lisede iken hep şunu düşünürdüm; iyi bir matematik öğretmeni olmak.. Belki matematik öğretmenim beni çok etkilemiş olabilir. Matematik ve fen derslerim çok iyiydi, bununla birlikte tarih başta olmak üzere sosyal bilgiler derslerim de çok iyiydi, başarılı bir öğrenci idim. Ortaokul ve lise eğitimim hep takdir alarak geçti.

Babam beni çok fazla okutmak istemedi, ilkokul sonrası bir yıl köyde kaldım babama yardım etmek için. Daha sonra dayım vardı, o babamı ikna etti ve bir yıl aradan sonra ortaokul eğitimime başladım. O dönem şehirde aileler genelde tek katlı, dört odalı bir evde kalır, bir veya iki odasını çalışanlara veya öğrencilere kiraya verirlerdi. Babam da bana böyle bir oda tuttu, banyo burası, çalışma odası burası, mutfak burası, her şey burada.

Yemeği kendimiz yapıyoruz, haftada bir sefer köyden dolmuş gelirdi, annem bir şeyler gönderirdi. 12-13 yaşında bir çocuksunuz ve tüm ihtiyaçlarınızı kendiniz görüyorsunuz. Bu küçük yaşta üzerimize sorumluluğu aldığımızı gösteriyor. Şu anda bu yaşlardaki bir çocuk çay demlemesini bile bilmiyor. Ütü çok yaygın değildi, kıyafetlerimizi yatağın altına koyar ve o şekilde düzelmesini sağlardık.

Liseden mezun olduktan sonra Ankara Hacettepe Üniversitesi Matematik Öğretmenliğini kazandım. Bizim okuduğumuz dönemler ülkenin en buhranlı olduğu dönemlerdi. Bu memleketin çocukları maalesef bir takım ellerce bir taraf sağcı ve bir taraf solcu olmak üzere ikiye ayrılmıştı. Birinin adı Ahmet, birisininki Mehmet, bir birine kurşun sıkıyordu. Yüzlerce arkadaşımız bu dönem hayatını kaybetti ama hepsinin bir davası, ideali vardı, bu yaptıklarını memleket için yapıyorlardı.

 

Bu kadar sıkıntıya rağmen Hacettepe Üniversitesi’nde başarılı bir öğrenci idim ve okulu derece ile bitirdim. Baktım ki üniversitede hoca da olunabiliyor, çıtayı yükselttim ve dedim ki ben üniversitede hoca olacağım. Ve mezun oldum ve asistan olarak göreve başladım. Bir hocam vardı ve çok sertti, bir ödev verir ve “yarına kadar hazırla” derdi. Şimdi bu hocamın kıymetini daha iyi anlıyorum, bu hocam hayatımın değişmesinde büyük rol oynadı. Hocadan korkarak o kadar çok çalışıyordum ki o çalışmanın neticesinde çok şey kazandım ve bunlar huy oldu sonraki hayatımda.

1983 yılında yüksek lisansımı bitirdim, aynı yılın Eylül ayında doktoraya başladım. 1985 yılının sonunda da doktorayı bitirdim. Öğrenci iken de bir yandan Sanayi Bakanlığı’nda memurluk yapıyordum, o dönem böyle bir imkân vardı. Nöbetçi memurluk vardı bakanlıklarda, 24 saat çalışıyorduk, ardından üç gün izinli sayılır ve okula gelirdik.

Doktoraya başladığım sırada Hindistan’da çok başarılı ve meşhur bir matematikçi profesör vardı. Üst düzey makaleler yazan bir insan. Bunun makalesini incelerken, uzun yoldan yaptığı bir teoremi kısa yoldan ispatladım. Bunu hocama gösterdim, hocam biraz burun kıvırdı ve beni çok fazla dikkate almadı. Hindistan’daki hocaya bir mektup yazdım ve üç ay sonra hocadan cevap geldi. Mektupta “ben bunu görememişim, çok etkilendim, gel seninle çalışalım” demişti.

Ben kendisine cevap olarak yeniden bir mektup yazdım ve dedim ki “ben profesör falan değilim, doktora yapıyorum. Doktorayı bitirdikten sonra da Hindistan’a gelecek maddi imkânım yok.” Hindistan da coğrafya dersinde gördüğümden fazla bildiğim bir yer değildi. Hocadan cevap mektubu geldi, hoca “Hindistan hükümetinden burs ayarlasam gelir misin” diye soruyordu.

O dönem evliyim ve iki tane çocuğum var, eşim de çalışıyor. Bursu ayarlayamaz düşüncesiyle çok ciddiye almadan, hanıma da söylemeden gelirim diye cevap yazdım. Adam uğraştı ve bursu aldı. Eşim gitme diyebilirdi, sağ olsun, kendisine gerçekten çok minnettarım, akademik hayatım boyunca bana hiçbir engel çıkarmadı.

Bilim adamı olmak zordur. Ben bir baba, bir bilim adamı olarak gerçekten çok zorlandım. Zira vaktimin büyük bir kısmını işime ayırmam gerekiyordu. Ailenin büyük özveri göstermesi gerekir, öyle ki oğlum doktora yaptı piyasada çalıştı, ama akademisyen olmadılar ilkin, neden çünkü bunun ne kadar zor ve özveri isteyen bir meslek olduğunu bende gördüler. Bana, “biz senin gibi yaşamak istemiyoruz, tatilin yok bayramın yok, bu nasıl hayat” dediler. Ancak, eşime çok teşekkür ediyorum o bana tahammül etti, sabretti, durumumu idare etti.

 

1986–1987 yılları arasında Hindistan’ın Utkal Üniversitesi ve Indian Teknoloji Enstitüsünde bulundum. Bu yolda çok macera yaşadım, 1986 yılında Hindistan’a gittiğimde çok zor bir hayattı, film gibiydi yaşadıklarım. Günlerce yağmur yağıyordu, evlerde çeşmeden su yerine çamur akıyordu, uzun süre alışamadım yemek yiyemedim, geri dönmeye karar verdim. Fiziki şartlar çok zorlamıştı, ben dönmek istiyorum dedim. Beni Hindistan’a çağıran hocam “bu kadar zahmet ettin, burs aldın, başladığın işi yarım bırakma, her işin bir zor tarafı vardır, sen bu işi başarırsın” dedi. Benim için moral ve motivasyon sağlayan bu konuşmalardan bir süre sonra ben de oradaki hayata alıştım, yemek kültürü sosyal hayat çok farklı onlara bile alıştım.

Hindistan’dan döndükten kısa bir süre sonra 1988 yılında doçent, 1993 yılında ise profesör oldum. Bu arada 1992 yılında Royal Society bursu kazanarak Leicester Üniversitesinde araştırmalar yapmak için İngiltere’ye gittim. 1995–1997 yılları arasında YÖK-DÜNYA BANKASI Milli Eğitimi geliştirme projesinde görev aldım. Ayrıca 1995 yılında YÖK bilim alt komitesine seçildim. 1997 yılında Dünya Bankası bursu ile Amerika’da University of Florida, 2000 yılında ise Nato B bursu ile Indiana Üniversitesinde araştırmalar yaptım.

Yurt dışı tecrübelerimde şunu gördüm, sizi kimse boşuna çağırmıyor, mutlaka sizden bir şeyler bekliyor.

2000 yılında ABD’ye gittim, görüşeceğim hoca yoktu Türkiye’den benim geleceğimi söylemiş, zarfın içine not bırakmış, neler yapmam gerektiği araştırmam gereken çok sayıda makale ile ilgili notlar yazmış. Yazdıkları gerçekten çok çalışmamı çok araştırmamı gereken konulardı. Hocamla görüştüğümde gerçekten şaşırmıştı, bu kadar kısa sürede söylediği çalışmaları tamamlamam ilgisini çekmişti. Belki çok zorlandım ama yapabildiysem mutlaka çok çalıştığımdandır.

Bunların hepsi bir tecrübeye bir birikime imkân sağlıyor. 2003-2004 yılları arasında Fulbright Bursu kazanarak tekrar Indiana Üniversitesi’ne misafir profesör olarak gittim. Yurt dışında yaşamaya ve orada çalışmaya da alışıyorsunuz bir süre sonra. Bunun ardından, 2006 yılında, hem University of North Florida, hem de Indiana Üniversitesi’nin davetlisi olarak bu üniversitelerde çalışmalar yaptım. 2010 yılında TÜBİTAK ARDEB Genel Yürütme Kurul Üyeliğine ve 2012 yılında ise Türkiye Bilimler Akademisi Asil Üyeliğine seçildim. 250 tanesi SCI tarafından taranan dergilerde olmak üzere toplam 300’nün üzerinde uluslararası bilimsel makalem ve basılmış iki kitabım var.

Sürekli okuduğumu, sürekli yazdığımı söyleyebilirim, günde üç-dört saatlik uyku ile yetinip 15-16 saat kütüphaneden çıkmadığım çok zaman olmuştur. Akademisyenliğim sürecinde 15 tane uluslararası derginin editörlüğünü ve 100’e yakın derginin bilimsel hakemliğini yaptım. Bu güne kadar birçok uluslararası konferansa konuşma yapmak üzere davet edildim. 2004 yılında kendi alanımda yapmış olduğu çalışmalardan dolayı “Amerikan Şeref Madalyası” ödülü aldım. Aynı çalışma için 2004’te yılın eğitimcisi ödülüne layık görüldüm. Ayrıca, gerçekleştirdiğim çalışmalardan dolayı başta 2008 yılında İstanbul Ticaret Odasının Teşvik ödülü olmak üzere birçok ödüle layık görüldüm.

Bilimin doğuşu hep doğudan olmuştur, arının bal yaptığı gibi ben de hiç boş durmadım. İlim neredeyse onu almaya gittim. Bilim en büyük hazine, onu elde edebilmek için yapmanız gereken tek şey çok çalışmak.

Hindistan’a gittim, İngiltere’ye ABD’ye gittim, her yerde bir şeyler öğrendim, tabiri yerinde ise ilim tespih gibidir atlayarak gitmez, sırayla ve bir birine bağlı..

Azim ve sabır ilmin temelidir. Bu millet çok şeyler yaptı. Ancak şöyle de bir anlayış ve kolaycılık var bazılarında, çalışmadan bir şeyleri kapmanın peşinde olmak. Bu olacak iş değil bu, çalışmayayım ama benim bir unvanım olsun, yok böyle bir şey. Bakın, Nobel ödülü alanlar hep Yahudilerdir. Beş altı milyon nüfusları var, ancak ortaya koydukları eserlere baktığımızda bizim kaç katımız eseri var, odasına sığmayıp koridora çıkan duvara hayalet gibi bakan hocalar biliyorum.

Alparslan Anadolu’ya girerken bir ideali vardı, sizin de bir idealiniz olmalı.. Biz ecdadımızı örnek aldık, 1975 yılında Uşak’tan çıktım, hep dışarıdaydım. Ancak, Rabbim bana uzun yıllar sonra da olsa şehrime doğrudan hizmet etmeyi nasip etti. Uşak’ta olmadığım sürelerde elbette şehrim için çalıştığım, yol gösterip katkı sağladığım konular oldu.

Akademisyenlik çok kutsal bir şey, bir tutku bir heyecan, yaptığınız her şeyden insanlık istifade ediyor: Sadaka-i cariye hükmünde. Bu iş şöhret vs. olsun diye yapılmaz. Az önce de söylemiştim, günde üç dört saat uyku ile 15-16 saat çalışma, herkesin yapacağı şey değil..

Gençler ecdadımızla ne kadar öğünse yeridir, herkesin bildiği konu, İstanbul’un fethi olayından çıkaracağımız dersler var, İstanbul’u fethettiğinde 21 yaşında olan Fatih Sultan Mehmet, Yunanca, Latince, Farsça, Arapça, Sırpça altı tane dili çok iyi biliyor. Yalnızca anadilinizi, Türkçe’yi bilmekle akademik çalışma yapamazsınız. Çünkü yayınların çoğu İngilizce. 200 kişi sınava giriyor 10 kişi ancak dil sınavını geçiyor. Şu konuda hep bir eksikliğimiz var: Çocuklarımıza okulun ilk yılında hedef çizebilseydik, rehberlik yapabilseydik, dil öğrenmenin önemini vurgulayabilseydik, çok farklı yerlerde olurduk.

Gerek yurt içi ve gerekse yurt dışında birçok şehri geziyorsunuz, oralarda görüp de Uşak’ta neden olmasın dediğiniz eser veya uygulama var mı?

Dünyada pek çok yere gittim. Kısa ve uzun süreli kaldığım ülkeler oldu. Uşak, maalesef bulunduğu yer itibariyle kendini layıkıyla tanıtamamış bir şehir. Gelişmiş ülkelere baktığımızda şehircilik ve planlı bir kentleşme var çoğunda ve sosyal yaşantı da bu çerçevede daha konforlu. Bu şehirlerin hep bir kuralı var bir sistemi var. Oralarda çalışmayana itibar etmez kimse. Ben yine bilim adamı gözüyle değerlendireceğim belki bu konuyu: İnsanlar performanslarına göre değerlendirilirler, sözleşmelidir çoğu çalışan, bir profesör bile 10 ay sözleşme yapar iki ay parasız gezer, performansına bakar herkes. Bu sistemi yakalamazsanız, çalışan ve çalışmayan arasında fark olmadığı sürece kimseyle, hiçbir ülke ile yarışamazsınız.

Uşak, deyince aklımıza tekstil geliyor, deri, seramik geliyor değil mi? Ama bu alanda bile bir önceliğimiz, üstünlüğümüz yok, üniversitemizde tekstil mühendisliği, ilimiz için çok önemli ancak maalesef talep yok.

Önceden az sayıda üniversite vardı, öğrenci ayağınıza geliyordu. Şimdi 200’ün üzerinde üniversite var. İyi öğrenciyi aramanız bulmanız ve sizin okulunuzu tercih etmesini sağlamanız lazım. Burs vermek gibi cazibeniz olmalı. İlk 1000 sıralamasına girmiş öğrenci ile rastgele gelen öğrencinin şehre sağlayacağı katkı çok farklı.

 

Şehir dışından birisi size Uşak’ı sorduğunda; gurur duyarak anlattığınız şehrimize ait bir özellik var mı?

Uşak’ın bizim dönemimizde tarhanadan başka bir şeyi yoktu. Kendimize has bir takım şeyler var, paranın bulunduğu bir coğrafyada yaşıyoruz, tarihi ve kültürel bir zenginliğe sahibiz. Blaundos, Sebaste, Akmonya vs. vs. tarihine bakmamız lazım, bunlar hepsi ayrı ayrı şehrimize değer katan varlıklar. Çok güzel doğaya sahibiz, ancak bizim gençliğimizde kanyonlar Yörüklerin kışın keçi otlattığı bir yerdi. Büyük bir hazine üzerinde olduğumuzun yıllar sonra farkına vardık. Elinizdeki malzemeyi iyi kullanmanız lazım, Uşak’ın tarihi değerlerini muhteşem doğal güzellikleriyle birlikte ön plana çıkarmak gerektiği düşüncesindeyim.

 

Sayın Rektörüm Uşak Üniversitemizi öğrencilerin tercih etmesi için büyük gayret sarf ettiğinizi biliyoruz. Bu minvalde alanında yetkin akademik kadroları şehrimize taşıyabilmek için neler yapılmıştır, daha neler yapılmalıdır?

Dikkat çekici bir husus da 2006 yılında büyük bir heyecanla kurulan ve öğrenci sayısı her geçen gün artan üniversitemizin öğrenci sayısının bir dönem 33 bine kadar yükseldiği. Ancak bu sayı bu sene 29 binlere düştü. Bu küçülmenin sebebini neye bağlıyorsunuz?

 

Uşak Üniversitesi ilk kurulduğunda, o süreçte burada isterdim. İdari yapıyı akademik yapıyı iyi analiz etmek ve ona göre üniversiteyi biçimlendirmek bir yol haritası çizmek lazımdı. Devlet parayı üniversiteye veriyor. Hâlbuki parayı öğrenciye verecek, benim gücüm ve performansım varsa öğrenci benim üniversitemi tercih etsin, bana gelsin. Öğrenci profili çok önemli, 100-200 bin üstünden gelen öğrenci sizin profilinize pek katkı sağlamıyor.

Uşak şehri olarak, İzmir-Ankara yolu üzerindeyiz, her yere çok yakınız, ancak bu avantajı iyi kullanamıyoruz. Buradaki bir öğrenci, bir akademisyen kendisine çok yakın olan bir İzmir’e araştırma yapmaya gidebilmeli. Büyük ve köklü üniversitelere mesafemiz çok yakın, bu avantaj yeteri kadar kullanılmamış şimdiye kadar. Üniversite çok hızlı büyümüş ancak, 33 bin öğrenciye ulaşmışsınız. Öğrenci sayısı ile ölçülmeyecek şeyler var. Öğrenci sayısının çok olması önemli değil. Açılan bölümlerin şehir için ülke için ne ifade ettiğine bakmak lazım.

Matematik önemli, sıfır ve bir kullanıldı, günlük hayatımızda elektronik devreye girdi. Daha düne kadar çamaşır, bulaşık makinesi yoktu.  Her şey çok hızlı değişiyor ve değişen gündeme göre sizin de bölümlerinizi ona göre güncellemeniz lazım. Üç hoca bulup bir bölüm açmışlar. Böyle bir eğitim anlayışını kabul etmemiz mümkün değil. Çocuklarımız hoca görmeden, hocalarımız yayın yapmadan yıllar geçmiş. Anne babalar bize güvenip çocuklarını bizim okullarımıza gönderiyorlarsa bunun hakkını vermeli bunun sorumluluğunu en derinden hissetmeliyiz.

Uşak’ta rektör olarak göreve başladığımda ilk olarak projelere TÜBİTAK başvuruları konularına eğildim, zira bu alanda önemli eksikliklerimiz olduğunu gördüm. Proje yazabiliyorsanız, pek çok şeyi başarırsınız, şimdi 17-18 tane TÜBİTAK projemiz var, biz çalışmaları yönlendirdik, bir proje nasıl yazılır proje nasıl kabul görür. TÜBİTAK uzmanlarını proje ve burslara bakan yetkilileri ilimize çağırdık, nasıl proje yazılır, nasıl burs alınır.

Oturup masaya çalışın diye öğrencimizi akademisyenimizi teşvik ettik.

Uşak Üniversitesinde çalışmak üzere bizzat görüşmeler yaptım, akademisyeni çağırma noktasında pek çok arkadaşımızı davet ettik. Siyasi ve dünyevi görüşüne bakmaksızın çağırdık. Ancak, hatır bir yere kadar, hocalarımız haklı olarak bu konuda alacağı maaşı, İstanbul’un Ankara’nın büyük şehirlerin imkânları, vs. göz önünde bulunduruyor. Rize’deki Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’ndeki uygulama çok önemli bir örnektir. Uşak’ta da kurulan vakıf vs. yöntemi ile hocalara maddi destek sağlanmanın yolu açılmalıydı şimdiye kadar.

Ben bizzat uğraştım, valilerimizle şehrimizin ileri gelenleriyle bunu konuştum, ancak maalesef başaramadık.

Bunu başarmak için sanayici, bürokrat, siyasi tek yürek olmanız, bu meseleyi sahiplenmeniz lazım. Tekstil için aldığımız burs örneği var. Şehir üniversiteyi sahiplenirse okul hızla büyür gelişir. Hangi bölümlerin ön plana çıkması lazım, biz buraya geldik, elektrik elektronik bölümünü açtık, pek çok bölüm de tercih edilmediğinden kapatıldı. Çağın gereğine göre bölüm açacaksın, yoksa mezun olan öğrenci iş bulamazsa ne yapacak. Bu kötü örnekler bölümlerin kapanmasına yol açmış. Buraya gelen her öğrenci bizim bir elçimiz aslında buradan memnun döner, iş bulursa bizim okulumuz reklamını yapıyor.

Yorulduk, ama çok şey yaptık. Allah bizi böyle imtihan ediyor belki. Bazıları statükoclar, gelişme olmasın büyüme olmasın, biz hükümranlığımızı sürdürelim diyor. Kaliteniz olmazsa dikkat çekemezsiniz..

 

Şehirde şahsınıza yönelik şöyle bir eleştiri var; Ekrem Hoca çok iyi, başarılı bir akademisyendir ve de çok idealisttir. Fakat eldeki kaynakları göz ardı ederek Uşak Üniversitesi’ni ODTÜ gibi yönetmeye çalışıyor. Sizce böyle bir şey var mı? Hocam yurt içi ve yurt dışında pek çok üniversite gördünüz, çalıştınız, ders verdiniz. Sizin idealinizdeki hedefinizdeki ve üniversite hangisidir. Uşak Üniversitesi hangi üniversiteyi örnek alıyor?

Uşak Üniversitesi, bir ODTÜ olmasın mı? Gençlerimiz ODTÜ kalitesinde ders almasınlar mı? Bunun neresi kötü, bunun neresi eleştirilir? Uşak Üniversitesi, Türkiye ile dünya ile yarışsın, bölümleri akredite ettirmeye çalışıyorum. İlk 20-30 binden öğrenci çekmek için çalışıyorum. Sizin Uşak Üniversitesine rahatlıkla çocuğunuzu göndermenizi sağlamak benim boynumun borcu, o yüzden önümüze ODTÜ gibi klasik örnekler koydum.

Yayın sayınız çok önemli, tembellikle asla bir yere varamazsınız, yürüyenler koşanlara yetişemez. İki günü bir olan eşit olan ziyandadır. Tembellik kötü bir hastalık, işte bu yüzden iki yakamız bir araya gelmiyor.

1990’larda terörle mücadelede kimin silahını kullanıyorduk ve ne kadar etkiliydik. Şimdi neyi kullanıyoruz, aldığımız sonuçlar ortada. Hedefiniz olmalı, milli ve yerli projelerle öne çıkmalıyız.

Üniversitelerle ilgili çeşitli sıralamalar yapılıyor, biz bir sıralamada 118. sıradayız benim hedefim bu değil. Biz daha yüksek sıralara çıkmalıyız. Siirt Üniversitesi bizimle aynı sırada ama onlar Ankara’ya İzmir’e büyük şehirlere, araştırma merkezlerine çok uzak. Üniversite sanayi iş birliğini sağlamak için uğraşıyoruz.

Hem akademisyen hem de idareciyim, ben bu okulun içini doldurmak, üst sıralara çıkarmak zorundayım. Bu üniversite gelmesi gereken yere gelecek. Bilim adamı da dedikodu yapmayacak, çalışacak, işi çalışmak olacak. Dakikalar önemli iken saatlerce dedikodu yapan hocalarımız var. Profesör olacağım diyor ama bir tane yayını yok. Neden üniversite açtık, yazsaydık kapısına Uşak Lisesi bu kadar bina bu kadar fiziki imkan sağlanmış, devletin vergileriyle bir sürü bina yapılmış, araştırma merkezleri, labratuvarlar,  spor tesisleri, kütüphaneler.. Tüm bunların hakkını vermeliyiz.

Bunun vebali var, halkın vergileri ile buradayız, yetimin hakkı var, Allah bunun hesabını bizden sorar.

Yeni yöntemler geliştirdik, ama her yeniliğe çalışmayanların direnci var tabi. Öğrencilerimizi yönlendirmeli, rehberlik etmeli, çıtamızı yüksek tutmalıyız. Çark dönsün, 118. sırada olalım, bu sizi rahatsız etmiyorsa bir sıkıntı var demektir. Ancak güzel şeyler de oluyor, akredite olmak için iki yere başvurduk. Uluslararası kuruluşlara akredite olmak için mücadele ediyoruz.

Uşak Üniversitesi dünya genelinde, İspanya’da bir kuruluşun sıralamasında üç bininci sırada, bu bile önemli.

Şehir üniversiteden istifade etmeli. Konferans, panel, araştırma, labratuvar hizmetleri.. vs.

Sanayicimizle görüştük, gelin neler üretiyorsunuz, bize anlatın, mezuniyet sırasında bir fuarda bunların sergilenmesini sağlayalım dedik, çok güzel örnekler ortaya çıktı. Erasmus ve Mevlana projelerimiz var.  Batının olumsuz propagandasıyla hoca gelmiyordu, doğrudan diyalog kurduk, şehrimizde rektörleri yardımcılarını ağırladık.  O kadar kötü bir imajla geliyorlar, ancak siz onların algılarını değiştiriyorsunuz.

Hindistan’a gittim, orada ilk beşe girmiş üniversitelerle diyalog kurdum, yarışalım hedefimiz olsun istiyorum. Okulumuz, ilimiz tercih edilsin istiyorum. Mevlana projesinde çok iyi sonuçlar aldık, YÖK’ten en çok öğrencinin yönlendirildiği üniversite olduk 2019’da. Pandemi engel oldu tabi hedeflerimizi gerçekleştirmemize. Ben çok iyi yabancı dil konuştuğum için gönül bağı kurabiliyorum. Bu da kişisel bir çabanın sonucu. Daha önceki ilişkilerimizi de kullanarak çevremizdeki pek çok üniversiteyi, akreditasyon girişimlerimiz ve aldığımız sonuçlarla geride bıraktık.

Üniversite sanayi işbirliğine çok önem veriyorum. Bu konuda geldiğim günden bu yana yorulmadan yılmadan çalışıyorum. Aynı özveriyi kendisine görev tevdi edilmiş hocalarımızdan bekliyorum. Gidin kendinizi anlatın, sanayimize şehrimize nasıl katkı sağlarım diye çalışın, proje hazırlayın, bir şeylere ön ayak olun önden gidin, diye hep söylüyorum.

Bu şehir için güzel şeyler yapmak ve üniversitemizi yapılacak bu işlerin odağına koymak istiyorum. Mesela, Uşak’ta halı müzesi kurma hayalim var. Pek çok kıymetli halımız var, sergilenebilir. Bunların sahipleri ile görüşülebilir, onları onurlandırabilir, bu nadide eserleri sahiplerinin adlarını yaşatarak sergileyebiliriz

Kabe’de serilen, İngiltere saraylarında sergilenen halılar deyip, çocuklarımıza bu vesile ile kültürümüzü anlatabilir, tarih bilincini kazandırabiliriz.

 

Sizden önce burada misafir ettiğimiz konuklarımızın neredeyse ortak kanaati, bu şehirde uzun vadeli planlama eksikliği olduğu yönünde. Üniversitemizde de çok fazla bilinmeyen bir şehir plancılığı bölümü var. Bu bölümün akademisyenleri ve mezun edeceği öğrenciler şehre nasıl bir katkı sağlayabilir?

Burada konuşan misafirleriniz hep aynı konudan şikâyetçi, onu fark ettim. Evet, şehirlerimizin büyük bir kısmında olduğu gibi Uşak’ta da bir planlama meselesi var. Yürürlükte olan bir imar planı elbette var ancak, insanları mutlu ve huzurlu etmeyen, yaşadıkları şehirden hoşnut kılmayan bir plan var. Otopark, yeşil alan, yürüyüş ve bisiklet yolları, diğer sosyal donatılar… Şehir planlaması konusunda bir sıkıntı var. Sanayici çalışacak insan arıyor, öğrenci de iş arıyor. Ancak buluşamıyorlar.

Meslek yüksekokullarımızda 3+1, fakültelerimizde 7+1 diye bir uygulamamız var, hayata geçirmek için uğraşıyoruz. Yedi dönem üniversitede teorik eğitim, mutlaka bir dönem de kendi branşı ile fabrikada çalışmalı öğrencimiz, notunu da oranın ustası, uzmanı, mühendisi verecek, öğrencimiz çalışma şartlarını ve iş ortamını mezun olmadan görsün istiyorum.

Şehirleri planlamak çok önemli bir konu. Planlar bir yıllık, bir seçim dönemini kapsayacak şekilde vs. olmaz. Planlama çok daha uzun süreçleri kapsayabilme, 50 yıllık 100 yıllık planlar yapmalıyız artık. Uşak Üniversitemizde şehir planlama yeni bir bölüm henüz, siz iyi vasıflı akademisyen getirmezseniz, işe yenik başlarsınız. Hoca alanında yetkin ve kadro yeteri kadar büyük olursa, öğrencilerimiz de istekli, çalışkan ve donanımlı olursa bu alanda kaliteli mezunlar veririz.

 

Uşak Üniversitesi deri, tekstil ve seramik alanlarında beş pilot üniversiteden birisi seçildi. Şu anda çalışmalar ne aşamada, proje üniversite ve şehre beklenen faydaları sağlayacak mı?

Cumhurbaşkanlığı tarafından 2016 yılında ilimizin üç önemli ve avantajlı konusunda pilot üniversite olduk. Ancak, deri, tekstil ve seramik olarak saydığımız bu avantajların üniversitemizde karşılığı maalesef yoktu. Seramik ve deri bölümleri yıllar önce kapanmış, tekstil ise kapanmak üzereydi geldiğimde bir öğrenci vardı. Pilot üniversitelerin bütçeleri açıklandı, bize 10 milyon TL para ayrılmış, neden diye sordum, yeteri kadar proje gelmediği için dediler. Sanayici üniversitemize gelmemiş, gerekirse biz ayaklarına gidelim.

Sizin beklentiniz ne, ne istiyorsunuz. Alın terinin yanına bilgi ve teknolojiyi eklemezseniz yaya kalırsınız.

Uşak OSB’nin büyük salonunda arkadaşlarımız projelerini anlattılar. Sanayiciler şunu söyledi, siz akademisyen olarak prototip yapıyorsunuz ancak bunları üretebilmeniz için bir ortağınız olması gerekir,

Bütçemiz 50 milyona çıktı girişimlerimiz sonunda. Tasarım merkezi kurduk, derinin ipliğin en iyisini yapıyoruz, ancak ortada nihai ürün yok. Markalaşmanın yolu tasarımdan geçiyor, tasarım merkezi kurduk. Bunun için adına yakışır örnek bir yapı kurmayı binayı en kısa sürede tamamlamayı hedefliyoruz. Bu binanın bile tasarım olarak farklı olmasını istiyoruz.

Seramikte Türkiye pazarının yüzde 25’ini elinde tutuyor Uşak. Bu ürünlerin tasarımıyla ilgili çalışmalarımız var, biz zaten yapıyoruz, alın kullanın diyoruz. Tekstilde de Uşak’ın önü açık, çok büyük yatırımlar var, tekstil için de aynı tekliflerimiz var. Tasarıma çok önem veriyoruz. Avrupa’da bir firmada sekiz yıl tecrübesi olan bir kişiyi kadromuza dahil ettik.

Acil servislerde çalışan 40 bin çalışanın kıyafet tasarımını biz yaptık. Üretim şartnamesine kadar biz hazırladık.

Biz bölgemize insanımıza katkı sağlamak istiyoruz. Sanayicimize teknopark yaptık. 3700 m2 binamızın büyüklüğü. Uşak’ta ARGE’si olan iki firma var. Ancak binin üzerinde firma işletme var. Silikon vadisinin doğumu üniversiteden çıkan hocalardır. Silikon vadisi gibi yerlerde üretilen prototipler ve tasarımlar endüstriyel ortamda üretime geçiyor.

Hocalarımızı sanayiye işletmelere yönlendirdik, gidin selam verin bize ihtiyacınız var mı, proje mi yazmak istiyorsunuz, biz her zaman yanınızdayız dedik, tasarım ve proje konusunda adımlar atıyoruz. Amacımız ve hedefimiz Uşak Üniversitesi ile şehir işbirliğini, sanayici işbirliğini sağlamak.

Uşak termal şehri ama bir Afyon, Kütahya gibi bundan faydalanamıyor. Uşak termalde sağlığı ve ön plana çıkararak ön plana çıkamaz mı, Uşak Üniversitesi Tıp Fakültesinin buna nasıl bir katkısı olur?

Geldiğimde planıma aldığım ilk çalışmalardan bir tanesi bu çalışmaydı. Hatta biliyorsunuz, bizim üniversite alanına yakın termal bölgeler var, oradan sıcak su alalım ve üniversiteyi termal su ile ısıtalım şeklinde projelerimiz de var.

O kadar çok ayağımıza dolanan şeyler var ki, yıllardır bekleyen ve çözülememiş birçok problemler var. Şu an üniversitenin kullanılan binalarının hiç birisinin ruhsatı yok. İmar affından da yararlanamadık, daha doğrusu böyle bir durumun olacağını düşünemedik, kimse de söylemedi böyle bir durumun olduğunu. Bu tür çalışmalar bizim enerjimizi fazlasıyla tüketiyor.

Balçova’da bir fizik tedavi merkezi var bilirsiniz. Uşak’ta da neden olmasın, Hamam Boğazı’nda bir potansiyelimiz var, tamamlayın bize tıp fakültesine teslim edin, bir protokolle biz işletelim diye görüşmeler yaptık. Buranın oksijeni bol yeşili bol bir yer, burası Afyonu 10’a katlar, orada bir tek dikili ağaç yok. Bizdeki de ormanın içinde, ancak burada bir tek tesis yok. Turizm imaj işidir, burayı tanıtın birkaç büyük kafile getirin, örneğin bir Arap kafile getirin, tanıtın, memnun edin, daha sonra duyan gelir, insanın doğasında var, yeşili suyu seviyor, bunlar örnek olabilir.

Buraya gelen Ulubey Kanyonuna gelir, Blaundos’a gelir, bir sürü destinasyonumuz var. Tarihimiz kültürümüz zengin, birkaç günlük gezileri böyle programlarla zenginleştirebiliriz.

 

Sizce Uşak, hangi özelliği ile diğer illerden sıyrılıp marka şehir olabilir? Sizin farklı bir öneriniz var mı?

Geçtiğimiz yıl şunu yaptık, valimizin başkanlığında bir araya geldik. Swot analizini yapalım 2053 yılını hedef alarak. Üniversite, UTSO, tarım ve orman, milli eğitim vb kurumlarla bir araya geldik. Tarım, aromatik bitkiler, turizm konularını da kapsayan bir çalıştay yaptık. Ancak yine bunu da pandemi etkiledi. Çalıştayda önemli aşamalar kat etmiştik. Kitap haline gelirse sizler de görürsünüz. Tarih çok önemli, uygarlıkların geçtiği yer burası, paranın bulunup kullanıldığı, altının en çok işlendiği yer burası, burasını Uşak’ın kendine has yenilikleri, avantajları var. En büyük dezavantajımız karayolundan başka ulaşımın olmayışı, hızlı tren ve uçak yok. Davet ettiğiniz insanlar buraya gelmek için sıkıntı çekiyor. Biz altyapıyı hazırlıyoruz, büyük kongre merkezimiz var, ancak, otelimiz yok. Uşak, marka il olacaksa, önce bu temel meseleler çözüme kavuşturulmalı, bundan sonra kentin markalaşması ile ilgili üzerinde uzlaşılmış özel ve kalıcı olabileceğimiz bir alan belirlenmeli.

 

Hocam güzel ve verimli bir konuşma oldu, ilave olarak neler eklemek istersiniz?

Son olarak şunu söylemek istiyorum, kendimizi, Uşak Üniversitemizi anlatma imkânı sağladınız. Uşak Üniversitesi nadide bir kurum, hep birlikte sahip çıkmamız lazım. Eksik ve kusurlarımız olabilir, ancak çıktığımız yolda niyetimiz halis, hedefimiz şehrimizin ve ülkemizin kalkınması, bilgili ve donanımlı yeni nesiller yetiştirmek. Başarılarınızın devamını diliyor, Şehir Konuşmaları programınıza davet ettiğiniz için çok teşekkür ediyorum.

İbrahim Ethem KARAHAN
Gazeteci, Grafiker, A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı, Gazi Üniversitesi Bilgisayar Öğretmenliği mezunu, Bilge Gençlik Eğitim Spor Kulübü Derneği Başkanı, Uşak İş Sağlığı ve Güvenliği Derneği Başkanı, Ege İş Sağlığı ve Güvenliği Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi, Eski Uşak Araştırmaları Derneği Başkan Yardımcısı

0 Yorum

Yorum Yazın